Kategoriler
Hikaye Fotoğraf Seyahat

Amsterdam Bir Lunapark

Arkadaşlarım, Melda, Reşat ve Bayram ile gittiğimiz Amsterdam’da lunapark gibi geçen bir seyahatin hikayesi. Bol bol fotoğrafla gezmeye hazır mısınız?

GITME KARARI NASIL ÇIKTI?

Yakın arkadaşım Melda aşırı derece Amsterdam hayranı. Amsterdam hakkında o kadar güzel şeyler anlattı ki, gerçekten çok merak ettim. Aylar öncesinden hazırlandık. Düştük iş başına! Uçak biletlerini ayarladık. Kalacağımız hosteli uzunca whatsapp konuşmalarından sonra son 1-2 hafta kala da olsa ayarladık. Hostel bulmak çok eğlenceli. Arada sıkıldığında yapabilirsin 🙂 (burada gülüyorum tabi. Bayağı zor iş!) Ben rahat durmadım. Evernote’da 25 maddeyi geçen “Amsterdam İhtiyaç Listesi” hazırladım. Vizeler, Pasaport işleri falan derken, aylar süren hazırlıktan sonra, her şeyi tamamladık. KLM Airlines ile Atatürk Havalimanından uçtuk Amsterdam’a…

Hoşçakal İstanbul 🙂

Bilgi: KLM, gidiş / dönüş bilet alımlarında dönüş biletini ücretsiz veren kampanyalar yapıyor.

HOSTEL’E GIRIŞ

Amsterdam’ı tam anlamıyla yürüyerek gezmek istiyorsanız, konaklayacağınız yerin konumu çok önemli. Biz Hans Brinker Hostel’i ayarladık. (Bütçenize göre otelde tercih edebilirsiniz ama biraz saçma olur. Çünkü sadece 3-4 saat uyuyacaksınız.) Ücret olarak günlük 25 Euro verdik. Hostel standartlarına göre gayet temiz, kahvaltısı mütevazi ve her ırktan insanı görebileceğiniz güzel bir konaklama tercihi. Bonus: Son gün keşfettiğimiz sokağın başındaki Soup en Zo (Çorbacı) çok lezzetli çorbaları var. Mutlaka deneyin.

Bilgi: Rezervasyonu yine aylar öncesinden yaparsanız çok faydalı olur.

Keza hemen doluyor! Web sitesi, http://hansbrinker.com/

GÜNAYDIN

Günde en az 20.000 adım yürüyüş yapacağımızdan habersiz uyandık 🙂 Kahvaltıda omlet, peynir, çay, nutella, ekmek ve su vardı. Kahvaltıyı yapıp, çıktık dışarı. 5/10 dk yürüdükten sonra Singel caddesindeki, kanalın hemen yanında kahvesi ve kahvaltısı pek güzel olan Greenwoods’a oturduk. Gerçi biz sadece kahve içsekte, kahvaltısının da çok güzel olduğunu duyduk. Kanal etrafında, kahvelerimiz ile muhabbetimizi yaptıktan 1,2 saat sonra gerçek anlamda meceraya başladık!

KANAL TURU

Bir kaç tane tur firmasını gezdik. Ücret olarak mantıklı geldiği için Lovers Tour firmasından biletleri aldık. Kanal turuna başladık. Tur içerisinde bize Türkçe rehber hizmeti ve siyah kulaklıklar verdiler. Kanal gezisi boyunca bütün geçtiğimiz yerleri en ince ayrıntısına kadar aktardılar. “Eskiden evlerin numaraları olmadığını, bunun yerine tuğla şekilleri ile anlaşıldığını” öğrendiğimde çok şaşırmıştım. Amsterdam’ı hızlıca içinize çekmek istiyorsanız, kesinlikle keyifli bir tur. Mutlaka yapın. 🙂

Bilgi: Lovers Tour firmasından gitmek istediğiniz bir çok yerin, kanal turunun ve müze biletlerini alabilirsiniz. Önceden almak çok mantıklı oluyor çünkü hiç bir müzede sıra beklemeden direkt girebiliyorsunuz.

Zamanınız değerli olduğu için, bunuda planlamayı unutmayın! 🙂

ALBERT HEIJN

Kanal turundan sonra benim Türkiye’ye açmak istediğim zincir mağaza “Albert Heijn’e” bir şeyler almaya gittik. Adamların her ürünü mü harika olur arkadaş? Harika salataları ve tap taze ürünleri var. Bir şekilde beni içine çekiyor. Bu markete bayılıyorum! Hatta, “hey gıda sektöründeki girişimciler, şu Albert Heijn’i Türkiye’ye açın.” diyorum! 🙂 Ben de elimden gelen bütün desteği veririm. Ciddiyim bak. 🙂

Bilgi: Albert Heijn’de çok uyguna açlığınızı bastırabileceğiniz salatalar var.

Nakit para geçmiyor. Karidesli salatasını tavsiye ederim.

Alışverişten sonra ücretsiz wifi’si olan parka doğru yürüdük. Evet bende ilk duyduğumda şaşırdım. Parkta bile ücretsiz wifi var. Çok farklı kafadalar. Şimdi burdan Türk Telekom’a gönderme yapacağım ama umursamayacaklarını bildiğim için yapmıyorum. Bizimkiler için “herşey para!” 🙂 Neyse. salatalarımızı aldık dinlene dinlene karnımızı doyurduk.

Herşeyi geçtim, huzurluyduk.. Gerçekten yaşadığımızı hissediyorduk. Park’tan sevdiklerimiz ile face time görüşmesi yaptık.

Heineken Experience vaktimiz geldi…

HEINEKEN EXPERIENCE

Biranın nasıl üretildiğini, hangi aşamalardan geçtiğini ve kişiler üzerinde çok güzel deneyim yaşatan Heineken çok keyifli bir yer. Bira seven kişi mutlaka gelmeli. Adınıza özel bira alabilirsiniz. Anı olması için mağazasından bir şeyler alabilirsiniz. Ücretsiz bira tadımı yapabilirsiniz. Girişte 3 yıldızlı yeşil bileklik veriyorlar. Çıkıştan önce o yıldızlarla bira alabiliyorsunuz.

CAFE DE KLOS

Akşamı yaptık. Sayısız övgü alan çok acayip bir mekan olan, Cafe De Klos’a yemeğe geldik. Rezervasyon almıyorlar. Küçük bir mekan olduğu için sıra oluyor. Beklemek için tam karşısındaki barlarına yönlendirip, sıra geldiği zaman sizi alıyorlar. Garsonlar oldukça sıcak ve samimi. Arada Türkçe espri bile yapıyor. Buranın meşhur yemeği, Kuzu kaburgası.

Yorumlarını mutlaka okuyun. Bknz: Cafe De Klos 🙂

Bilgi: Hans Brinker Hostel’e çok yakın. Fiyatı biraz pahalı ama lezzet inanılmaz.

VAN GOGH MUSEUM

Şu meşhur “I Amsterdam” yazısının yanından yürüdük… İstikamet, Van Gogh Museum! Hollandalı ard izlenimci ressam. Bazı resim ve eskizleri dünyanın en tanınmış ve en pahalı eserleri arasında yer alır. Kendisini en son İstanbul Modern’de inceleme fırsatı bulmuştum. Müzenin önünde çok büyük yeşil alanı var. Mutlaka kendinizi yere atın! 🙂 Müzeyi çok güzel yapmışlar. İçeride geziye başlamadan önce çantanızı mutlaka alıyorlar. Ağırlık yapmasın, rahatça gez diye. Çeviri satın alabiliyorsunuz ama Türkçe desteği yok. Her katta doyasıya Van Gogh’u yaşıyorsunuz. Her tablonun farklı hikayesi var.

VONDELPARK

Konu Amsterdam olunca, benim ilk aklıma gelen ve gerçekten içinde olduğum her saniye çok keyif aldığım yer, Vondelpark. Öyle bir park hayal edin ki; Köpekler bisikletleri çekiyor. İnsanlar yoga yapıyor. Kitap okuyor. Koşuyor. Bisiklete binmek, yürümekten farksız. Sporu yaşayan dinç ve her yaştan güzel insanlarla dolu. Yeşile doyuyorsun.. Bütün hayvanlar bakımlı. İnsanlar huzurlu ve güvenliğe gerek kalmayan bir park. Bisikletimi alıp sayısız tur atıp çok mutlu olduğum bir yer! Sende gidersen tak kulaklığı, aç Coldplay’i sonra sadece sür.. Aklında ne varsa at bir kenara, sadece sür! 🙂

Huzur=Vondelpark.

Yaşadığını Hissetmek=Vondelpark.

Spor=Vondelpark.

DAM MEYDANINDA, LUNAPARK

Dam meydanına yürüdük, birde ne görelim belediye başkanı Lunapark yapmış. “helal olsun başkan!” 🙂 Şu 1-2 lira atıp minik ayı oyuncakları kapmaya çalıştığımız alet var ya hani, onca oyuncağın arasında ona sardık. Dönme dolaba bindik. Tabak kırma oyunu oynadık. Jetonlu oyuncaklara sardık. Park’ı yaşadık. Çocuklar gibi eğlendik. Bazen çocukluğuna dönmek çok güzel oluyor…

BISIKLET

Bisiklete binmek, gerçekten yalnız olduğunuz ve huzur veren anlardan biridir. Bu şehirde bisiklet, neredeyse yayadan bile üstün. Bisiklet ile güvende olduğunuzu hissedebiliyorsunuz. Biraz merkezden uzaklaştık. Gasfabriek’e doğru sürdük. Rembrandtpark’ta tur attık. Özgürlüklerin prensi derler ya gerçekten öyle…

VE EKIP!

ÖZET

– Sizi havaalanından şehir merkezine indiren trenin kapıları otomatik olarak açılmıyor. Kapının yanındaki (sağ) düğmeye dokanın…

– Sokak ortasından pisuarlar göreceksiniz şaşırmayın onlar süs değil kanallara işenmesin diye konmuş işlevsel şeylerdir. Gerekirse kullanmaktan çekinmeyin 🙂 ya da çekinin bilemiyorum ben hiç kullanmadım.

– Red Light‘ta zencilerden uzak durun aman diyim.

– Tramvaylarla şehrin her yerine ulaşabilirsiniz. Acık da sevimli bişeyseniz bi kereye mahsus bedava yolculuk edebilirsiniz. Ama garantisi yok…

Velhasıl Amsterdam gidilip dönüldükten sonra özlenecek bir yerdir… Fırsatınız varsa es geçmeyin! 🙂

Fiyatlar

Kanal Turu

Canal Cruise – EUR 13,00

Van Gogh Museum (Direct Access) – EUR 17,00

Heineken Experience – EUR 16,00

Cafe de Klos

2 x Vass – EUR 5,40

3 x Lamsschouder – EUR 84,00

2 x Pof. Aardappel – EUR 5,90

Albert Heijn 

 Ah Sandwich – EUR 2,50

Ah Fr Water – EUR 1,75

Heineken – EUR 1,35

Ah Mltsalade – EUR 5,19

Hans Brinker Hotel EUR 51,00 (1 days)

BONUS! 🙂

“Amsterdam Bir Lunapark” için 2 yanıt

Dünyanın bir yerinde “Huzuru bulan şanslı insanlar topluluğu”, sizi tanımlayacağım en güzel cümle bu sanırım. Şaşırmak, heyecanlanmak, çocuk olmak, mutlu hissetmek, özgürce bisiklete binmek ve bunların hepsinin bir arada olması, okuyarak gezmiş kadar oldum ve daha Amsterdam’a gitmeden düşünmesi bile heyecan veriyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir